İstanbul, ah İstanbul, İstanbul. Kimler yok ki içinde. Yeter ki at oltanı. Muhakkak takılacaktır, köyümüzden biri. Yeter ki iste, yeter ki ara bulursun. O nu da bulduk. O bizim Tonturların Remzi.
Neredeyse her köyün genci gibi oda çıkmış gurbet ellere.1996 yılında İstanbul’a gelmiş. O da çok sıkıntılar çekmiş. Aç kalmış, açık kalmış ama yitirmemiş değerlerini. Köyümüzün toprağına, insanına sevdalı, buram buram hasret, yüreği insan sevgisi ile dolu orta kuşak delikanlısı, adam gibi adam bizim Remzi AVCI...
Kim derdi ki bir gün toprağını bırakıp, çelik saçların arasında çeliğe meydan okuyacak. Kim derdi ki bir gün adaşı Remzi KARAKUŞ onu bulacak ve köyünün sitesinde haber olacak. Görünce bizi rengi değişti, çok duygulandı, gözlerinin içi doldu. Nasıl dolmasın, çok uzun zaman olmuş köyüne gelmemiş, hasret kalmış, özlemiş köyünü, köylüsünü. Adaş, karış karış bilirim diyor, köyümün toprağını; boyu, rengi, çeşidiyle ağacını; huyuyla suyuyla insanını…
Fatma & Cemal çiftinin oğlu olarak 1957 yılında köyünde doğmuş. Uzun yıllar hiç ayrılmamış köyünden, direnmiş acımasız bu gurbete. Gönüllü ırgatı olmuş köyünün, doğunun marabaları gibi. Karşılık beklememiş koşmuş herkesin işine, kendisi gibi bilmiş herkesi; kin, nefret gütmemiş, kimseye menfaat bekleyerek iş yapmamış, elinden geleni hep yapmış. Yapamasa “ Adaş, nasıl yapılır bu iş, bu nu da yapalım yarım kalmasın” demiş.
Harzana sahilinin kum-çakıl ticaretine açık olduğu dönemlerde almış küreği eline, kum-çakıl yüklemiş kamyona, traktöre. “ Adaş, biz DEV-KÜR-DER ciydik” diyor. Nedir bu diyoruz, Bu siyasi bir söyleme benziyor. Cıgarasından derin bir nefes ve bir aaah çekiyor “ yok adaşım yok diyor, DEVRİMCİ KÜREKÇİLER DERNEĞİ dir anlamı. Biz Harzana sahilinde, kürekler elimizde kum-çakıl ocağında çalıştığımız için bize öyle derlerdi” diyor. Her şey çok güzeldi adaş, o günleri çok arıyorum diyor.
Abdulkadir Köyü Belpınar mahallesinden Sabri ÖZDEMİR’in kızıyla evlenmiş. Bu evlilikten üçü kız, üçü erkek altı çocuk sahibi olmuş. Hepsini yetiştirmiş, evlendirmiş. Ama ne bulduysa çalışmaktan bulmuş, bırakmamış çalışmayı. Şimdi İstanbul Habibler de ÖZÜNLÜ DAMPER adlı şirkette, Kamyonlara, Konteynırlara çelik kasa üretimi yapan büyük bir fabrikada çalışıyor. Bu koskoca fabrikanın sahibi de Ayancık’lı. Emeğini, gücünü, enerjisini, yine memleketinden biri için harcıyor. Ama yinede memleket hasretiyle yaşıyor. Bir ah çekiyor ki, insanın içini delercesine, bu ses yüreğinin taaa derinliklerinden geliyor. İnsanın yanından ayrılası gelmiyor ama her şeyde olduğu gibi bununda bir sonu olacaktı elbet. Bu güzel muhabbetin ardından birbirimize sarılıyor ve bu güzel insandan köyümün adam gibi adamından ayrılıyoruz. Ayrılırken, adaş diye sesleniyor.. Köyüme, köylüme, köyümün sitesine benden bol bol selam söyle... Bizde Remzi abimizin selamını alıyor, başarılar diliyoruz.
(Bu güzel söyleşi ve büyük hizmetinden dolayı Remzi KARAKUŞ’ a teşekkür ediyoruz.)
İstanbul, ah İstanbul, İstanbul. Kimler yok ki içinde. Yeter ki at oltanı. Muhakkak takılacaktır, köyümüzden biri. Yeter ki iste, yeter ki ara bulursun. O nu da bulduk. O bizim Tonturların Remzi.