Köyümüzde düğünler eskiden 3 gün ve 2 gece sürerdi. Düğünler genellikle hafta sonu yapılırdı. Eskiden görücü usulü evlilikler varken zamanla gençlerin anlaşarak evlenme kararı aldıkları dönemlere geçilmiştir. Zaten şuan da köyümüzde evlenecek gençte kalmamıştır.
Gerek görücü usulü olsun gerekse gençlerin anlaşarak evlilik kararını kendileri vermiş olsun, aile büyükleri usulü dairesinde kız istemeye gider olur ya da olmazdı. Velev ki taraflar bir birini seviyor ve aileler de evlenmelerine müsaade etmiyorsa zaman zaman köyümüzde kız kaçırma olayları da olurdu.
1960 lı yıllara kadar köyümüzde başlık parası zaman zaman alındığı olurken bu yıllardan sonra başlık parası tamamen ortadan kalkmıştır. Köyümüzde düğünler genellikle davullu, zurnalı, köçekli ve içkili olurdu. Ara sıra mevlidli düğünler de görülmektedir. Düğünden bir hafta önce düğüne davet turları atılırdı. Düğün sahibi uygun bir kişi bir elinde düğüne davet anlamını taşıyan “okuluk” adı verilen şeker torbası bir elinde de toplayacağı yumurtaları, tavuk ve horazları koymak için sepet veya sırtında küfe ile, ev ev, köy köy dolaşırdı..
Düğünden üç dört gün önce Ayancık ilçemize, gelin ve damat için çeşitli giyim eşyaları almaya gitmek anlamına gelen "URBA" almaya gitmekte yine olmazsa olmazlardandır. Ayrıca mağazaya girildiğinde sınır da yoktur, gelin ne isterse alınmak zorundadır.
Düğün Cumartesi günü öğleden sonra damat evinde başlar, akşam kız evine kına yakmaya gidilir, Pazar günü gelin almayla devam eder, pazartesi günü de kız tarafının “Sömet” adı verilen, erkek tarafına kız görmeye gitmesiyle tamamlanırdı. Düğün nedeniyle açılan düğün börekleri, keşkekler, yenilir içilir davul zurna eşliğinde eğlenilirdi. Düğünlerde yine imece usulü yardımlaşmalar söz konusuydu. Köyün kadınları daha bir kaç gün önceden düğün hazırlıkları için kız ve erkek evine yardıma giderdi. Börekler ,keşkekler, ayranlar düğünden önce hazırlanmış olur, düğün boyuncada takviye edilirdi. Ayranlar özel ayran yayıklarında çalkalanır tadına doyum olmazdı. Köyde özel düğün aşçıları olurdu. Düğün keşkeği ile düğün böreği onların elinden ayrı bir tad kazanırdı.
Düğünlerde içkinin ve davul zurnanın etkisiyle galeyana gelenler tarafından zaman zaman silahların atıldığı da olurdu. Düğünlerde atılan bu silahlarla köyümüzde vurulan ilk ve son kişi, 1966 yılında Çakıroğlu Ramazan’ın oğlu Halit’in düğününde, Harzana Mahallemizden Çalmaç Kara Mustafa’nın oğlu Hüseyin Yıldız’ın, Şerbetçi Mahallemizden Tombul İbrahim Gökmen’in silahından çıkan kurşunla olmuştur. Hüseyin Yıldız, beşikte Ekrem ve Şükran isimlerinde ikiz çocuklarını geride bırakarak düğün yerinde hayatını kaybetmiştir. Bu üzücü olay sonrası başta Çalmaçlar olmak üzere çok kişi içkiye tövbe etmişler ancak Hüseyin Yıldız’ı geriye getirememişlerdir.
Gelin, arabaları o zamanlar at yada öküz arabası olurdu. Motorlu araçların piyasaya çıkmasıyla da sonraları köyün en güzel arabası genellikle gelin arabası yapılırdı. Damat sağdıçsız olmazdı. Sağdıç, düğün boyunca damadın sağ koludur. Damadın en yakın arkadaşlarından veya akrabalarından biri sağdıç olurdu. Özellikle gelin alma günü kalabalığın ortasında davul zurna eşliğinde sakal tıraşı olmazsa olmazlardandı. Guyo (Güveyi) görüşmesi olurdu ve bu görüşme esnasında hem damada hem de sağdıç’a paralar takılırdı.
Düğüne gelenler metrelerce basmaları bir ağacın ucuna bağlar ve davul zurnanın kendisini karşılamaya gelmesini bekler, posta koyardı. Davul zurna ayağına gelmezse oturduğu yerden de kalkmazdı. Davul geldiğinde de:
Oy gök pamuk gök pamuuk daaa
Sevdadan bağrım yanuuuk,
Eller dalmış uykuya daaa
Ben duruyom uyanuuk.
Vuuur davulcuuuuuuuu…
Harzana’ nın düzleri
Açılır mergüzleri
Necla gızı gorunce deee
Goyverdim ökuzleri…
Vuuuur davulcuuuuuuu
manileri söylenirdi.
Gelin evden babası, kardeşleri, dayı veya amcası eşliğinde çıkarılarak damada teslim edilirdi. Gelin evden çıkarken testi kırdırmak adettendir. Birde her evin bacasının üstünde o evde kaç kız olduğunu gösteren ters dikilmiş şişeler olurdu. Evden kızı alan damada o şişelerden birinin vurulması istenirdi. Şişeyi tek atışta vuran damat iyi damat sayılırdı. Gelini evden çıkarmakta hayli zordu. Gelinin kardeşlerince kapı kilitlemek, bahşişinin verilmemesi halinde kızı vermeyeceğini söylemek düğünün esprisi ve neşe kaynağı olurdu. Kına gecesi çeyiz sandığı damat evine getirilir ancak sandık üzerine oturma adeti yüzünden buda kolay olmazdı. Yine bahşiş tek çözümdü.
Uzun yıllar köyümüz adetlerini yaşatmaya dirense de gelişme ve değişim karşısında fazla dayanamamış, eski adetlerden eser kalmamıştır. Artık herkesin davetli olduğu ayrımın yapılmadığı o eski düğünlerimizin yerini, bugün, seçme ve kalbur üstü insanların davet edildiği salon düğünleri veya kısa nikah törenleri almıştır.
Bayramlarımız.
Köyümüzde bayramların kutlanmasında da kendine has özellikler görülür. Gurbetçiliğin olmadığı eski zamanlar da bayramlar daha bir coşku ile kutlanırdı. Köyden kente göç ile birlikte ilk zamanlar bayramlar sadece köye gelme bahanesi olarak kullanılırken şimdilerde gelende hiç yok denecek kadar azalmıştır.
Bayramların coşkuyla kutlandığı zamanlarda, bayrama bir gün kalımı olan arefe günü her evin önünde fırınlar yakılır, külçe, nokul adı verilen ekmeler ve baklava tatlıları yapılır mezarlık ziyaretleri ile bayram karşılanırdı. Bayram sabahı en güzel elbiseler giyilir ve evin erkekleri camiye bayram namazına giderdi. Namaz sonrası büyüklerin eli öpülür, "çok yaşa çok bayramlara er" duası alınır, bayramlaşma sonrası herkesin evinden getirdiği külçe ve nokullar dilimlenerek yenilirdi.
Birkaç külçe ekmek ise yarış yapılmak üzere dilimlenmeden saklanırdı. Ekmekleri alan kişi yaklaşık 200 metre uzağa gider ve ekmek elinde bekler, kendisine güvenen gençler yarışa başlar ve nihayetinde en hızlı koşan ve ekmeği kapan kişi yarışı kazanırdı. Ardında cami avlusunda köyün delikanlıları bir birleri arasında güreş yapar ve kazanan kişiye de yine ödül olarak ekmek verilirdi.
İlk zamanlar bayram namazları ve cuma namazları, civar köylerin de tek camisi konumunda olan ve Tepecik Köylüleri ile Ağaçlı Köylülerinin birlikte iki köyün tam ortasında ve midi Yakup’un değirmeninin yanında yaptıkları çaydaki (dere) ahşap camide, çevre köylerden gelenlerle birlikte kılınırdı. O zamanlar yarış ve güreşler köyler arasında yapılırdı. Güreşlerin yapılacağı zaman, köyümüzün en gür seslisi olan Dabanoğlu Halil İbrahim, yaka başına gelir ve “ goreş vaaaaar goreeeşş” diyerek bağırırdı. Dabanoğlu Halil İbrahim aynı zamanda köyümüzde bir cenaze olduğunda da yine aynı şekilde yaka başına gelerek “ namaza geliiiiiiiinnn.. falanca filanca ölmüştür.. namaza gelinnnnn” diye bağırır bu ses hem Harzana Mahallesinden hem de Tepecik köyünden çok net duyulurdu.
Bayram eğer kurban bayramı ise ilk kurban etiyle kahvaltı yapılır, kurban eti eve gelene kadar kurban kesilen evde kahvaltı yapılmazdı. Bayram genellikle eş dost hısım akraba ziyaretleri şeklinde geçer, çevre köylerde eğer büyük güreşler varsa bu güreşlerde kaçırılmazdı.
Daha sonra önce Harzana camisi ardından Konsa camilerinin yapılmasıyla cemaat bölünmüş ve bayramlarımızın vazgeçilmez yarış ve güreşleri de zamanla kaybolup gitmiştir. Şimdilerde ise eskilerden geriye sadece camilerimizde ekmek yeme adeti yaşatılmaya çalışılmaktadır.
Gerçekten güzel bir sunum güzeel bir açıklama emeyi geçenlere teşekkür ederiz geçmişi geleceye taşımak yeni nesili ve kamuoyunu örf ve adetlerimizden haberdar etmek çok güzel malzeme bulunabilirse eski fotoğraflar davukcu şef dayının kavalcı kara mustafanın eniştenin eskiden olmuş düğün resimleri beni daha çok etkiliyor okul arkadaşım ekremin sofu kardeşimin fotoğrafını gördüm duygulandm ihtiyarladığımızı anladım ama yinede güzel olmuş yapanın eline sağlık.
Çok güzel bir anlatım..Bu anlatılanlar bizlerdede var ama külçe ekmek olayını hiç bilmiyorum...ve camilerde ekmek yedirilme geleneğini...Nokulsuz bayrama zaten bayram denmez bizlerdede... saygı ve sevgilerimle...
Yorumlar
saygı ve sevgilerimle...