12 Haziran 2011. Türkiye Cumhuriyetinin seçim tarihi. Siyasi Partilerin yavaş yavaş Türk milletini yönetmeye hazırlandığı döneme girmiş bulunuyoruz.
Siyasi Parti liderleri seçim planlarını stratejilerini belirlemeye başladı. Daha meydanlara çıkılmadı ancak kapalı alanlarda seçmenini ikna etmeye başladı. Her parti güneşin açması ile birlikte meydanlara çıkacakları günü bekliyorlar. Bu nedenle siyasi partilerde hummalı bir çalışma söz konusu. Tüm bunlar olurken bir yandan da Ortadoğu siyaseti alevler içinde, Arap dünyasında siyaset yeniden dizayn ediliyor. A.B.D’de de bu dizayn yapılanmasında, uzaktan bakarak tüm dünya siyasetine yön veriyor.
Dünya konjektöründe hal böyleyken Türkiye Cumhuriyeti diğer Arap ülkelerine rol modeli olmaya devam ediyor. Ancak Türkiye Cumhuriyetinde ki seçimler ne kadar dış ülkeleri yakından ilgilendirse de acaba, iç bünyede neler oluyor?
Seçim dönemine girilirken ülkeyi yönetmeye talip olan siyasi partiler kendi kadrolarını oluşturma telaşında. Basında okuyoruz. Şu kişi, şu partiden milletvekili adayı diye. Milletvekili aday adayları, ne kadar medyada yer alırsan o kadar kamuoyu oluşturursun zihniyetiyle kendi doğdukları şehirden ya da partinin üst düzey yöneticileri ile kol kola girerek ve beni de “halk istiyor” söylemleri ile vekil olma yolunda mücadele veriyorlar. Amaç halkına hizmet etmek!..
Kimileri Ankara’da otel rezervasyonlarını iki aylık yaptırmış durumda. Kimileri de yerel basın ile kol kola girmiş hem halkına mesaj verebilme derdinde hem de kafasına koyduğu partililer ile dirsek temasında.
Peki bu kadar kolay mı bir şehrin vekili olmak? Böyle düşünenler için kolay. Zaten vekil olabilmek için T.C. vatandaşı olmak yeterli. Bastırıyorsun parayı al sana milletvekili aday adayısın. Sonra parti kurmayları da kendi aralarında yaptıkları değerlendirme sonucunda halkına faydalı kişi ve kişileri! aday göstererek yoluna devam ediyorlar.
Şu dönemde, Ağustos böcekleri ve karıncaların dönemi. Ülkemizi yönetmeye talip olanlarında buna göre değerlendirmelerini yapacaklarından hiç şüphem yok! Hayırlısı olsun memleketime!
. Ben Sinopluyum. İstanbul’da yaşayan tüm hemşerilerim gibi benimde bir tane oyum var. Ancak sivil toplum örgütleri de siyasete yön veriyor ve siyasi irade üzerinde etkin oluyor. İşte bu nedenlerden dolayı güzel Sinop’umun bu seçimlerdeki milletvekili sayısı iki kişiye indi. Nedeni ise nüfus sayımlarındaki sayımız. Bundan dolayı yeni çıkan kanuna göre üç olan vekil sayımızın ikiye indi. Sağdan say iki soldan say iki!
Peki ortak payda Sinop olunca, amaç Sinop’a hizmet olunca sizce bu iki vekil Ankara’da bizi temsil etmeye yetecek mi? Bence hayır. Peki o zaman ne yapılması gerekiyor. Büyük şehirlerde milletvekili adayları sayı olarak fazla ve bu kontenjandan biz Sinoplular olarak yeterli sayıyı almamız gerekiyor. Çünkü Sinop’ta göç var. Nedenleri ise çok basit, işsizlik ve istihdam yaratılmaması. Peki Karadeniz Bölgesine baktığımızda hak edileni alıyor mu?
Aslında coğrafyaya bakıldığında Doğu ve Güney doğuya yatırım yapılmadığı söyleniyor. Aslında bu konuda en bakir yer Karadeniz. 15 yılın üzerinde biten bir sahil yolu var. Artvin’den itibaren alınan hiçbir sanayi yatırımı yok. Hayatını zorluklar içersinde geçirip kendi doğdukları yere yatırım yapmak isteyen insanlar var. Bu konuda en büyük mağdur Karadeniz. Büyük göç vermesi durumunun sebebi de budur. Herkes akrabaları tanıdıkları vasıtasıyla başka yerlere, Ankara’ya, İstanbul’a, İzmir’e göç edip ayakta durmaya çalışıyor. Herkes doğduğu büyüdüğü yere geri dönüp yatırım ve istihdam yapmalıdır. İşte bu noktada biz Sinoplular olarak 650 bin kişi olduğumuzu söylüyorsak, Büyükşehir kontenjanından en az beş vekil çıkarmalıyız. Doğduğumuz büyüdüğümüz yerlere yatırım yapılmasına önderlik edecek, bizleri Ankara’da temsil edebilecek donanıma ve temsil yeteneğine sahip kişileri iyi tahlil ederek seçmemiz gerekiyor.
Haydi Sinoplular bu seferki seçimlerde hata payımızı en alt seviyeye indirelim.
Sinop’tan iki büyükşehirlerden beş ve yedi Sinoplu Ankara’da bizleri temsil etsin.
Adil abim yürekten katılıyorum ilimiz teşvikli bölgeler içinde yer alıyor doğal bir limanımız var son yıllarda yapılan yol çalışmalarıyla karayolu ulaşımı bir nebzede olsa (öncekine oranla)daha iyi.. yatırım açısından düşünüldüğünde karayoluda denizyoluda mevcut olan kesfedilmemis cennet ilimiz..yatırım olmazsa hiçbirşey olmayacağı kesin..siyasi iradeye yakın gercekten bizim sorunlarımızı dert edinen vekilleri nasıl bulacağız secimlerde bu fırsatı kullanalım...
adilciğim aynı fikirdeyim ben idda ediyorum bundan bir süre sonra büyük şehirlere elektirik su yol yetiremez olur bu devlet çünki bu büyük şehirlere yığılmayı önlemenin yolu yurdun her metre karesini kulanmakla ve yatırımları şehirlere kasabalara dağıtarak mümkün olacağına inanıyorum nisanları doğduğu verde doyuracak sın diye düşünüyorum
Yorumlar