ANA MENÜ

DİĞER MENÜLER

Yazarlarımız

Resim
Maziye Bir Bakıver
Pazar, 22 Ocak 2012
Biz o dönemi çocukluk ve... Devamını oku...
Resim
Baş Sağlığı
Çarşamba, 10 Şubat 2010
  - Hocam bizde... Devamını oku...
Resim
İğrenç İthama Mu...
Cumartesi, 07 Nisan 2012
Sakın ola kimse yanlış... Devamını oku...
Resim
Otuz Yaşını Aşm...
Çarşamba, 05 Ekim 2011
Otuzunu aşmış bir kadın... Devamını oku...
Resim
Bir Sarı Öküz Hik...
Perşembe, 08 Eylül 2011
Maymuna saldırsak, ağaca... Devamını oku...
Resim
Büyük Kısmet İle...
Salı, 30 Ağustos 2011
 Güneş, Karataş'ın... Devamını oku...
Resim
13.Bölüm : Derin v...
Çarşamba, 01 Şubat 2012
Olacak bu ya!Ömer hoca o... Devamını oku...
Facebook'ta Paylaş
14
Kas
2011
Bir Başka Olur Ayancık Bayramları PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 
Adil YILDIZ tarafından yazıldı.   

Adil YILDIZBİR BAŞKA OLUR AYANCIK BAYRAMLARI

Dini bayramlarımızın ikinci olanı Kurban Bayramı’nda görevimizi yapmak için doğduğum kasabaya ailem ile birlikte gitmeye kara verdim. Benim için bayramlar asla tatil anlamına gelmiyor.   

Bayramın gerekliliğinin yerine getirilmesine inanırım. Bayramların anlamı sabah kılınan namaz ve çıkışta hiç tanımadığın kişiler ile sıcacık, samimi bir şekilde bayramlaşmak ve o heyecanı hiç unutmamaktır. Vefat eden kişilerin mezarına gitmek ve kabirlerinin başında bir Fatiha okumak da unutulmamalı tabiî ki…

Benim için bayramlar… Büyükleri ziyaret etmek; onların gönlünü hoş tutmak; hal hatır sormak ve değerli olduklarını anımsatmaktır…

Benim için bayramlar… Küçüklere harçlık vermek, onlar ile konuşarak büyüdüklerini hissettirmek ve “Siz gelecek nesillerimiz için önemlisiniz” mesajını vermektir…

Benim için bayramlar… Çocukluğunda birlikte olduğun, birlikte yetiştiğin, aynı sokak ve caddeleri birlikte aşındırdığın arkadaşlarınla sohbet etmektir...

Benim için bayramlar… Büyüklerimize saygıyı, küçüklerimize sevgiyi aşılamak önemli günler olduğu için heyecanlandığım günlerdir...

İşte bu duygu ve düşünceler ile çocuğum Zeynep’i de; bu değerleri sıcak tutmasını sağlamak için doğduğum yer olan memleketim Ayancık’ a götürmeye kara verdim.

İstanbul’dan yola çıkışımızda bu heyecan ile birlikte memleketime ulaştım. Babamdan kalan 3 katlı eve geldiğimizde heyecanımın yerine biraz durgunluk, biraz da hüzün yaşadım kendi adıma. Babam ve annem o sıcak evlerinde artık yoktular. Ailemizin en büyüğü olan Aslan ağabeyim ve Meral yengemlerin evine yerleştik. Soba gürül gürül yanıyor ve oda da sıcacıktı. Bu sıcaklık sadece sobadan gelen ısı sıcaklığı değildi. Ağabeyimin ve yengemin “Hoş geldiniz” demelerinin sıcaklığıydı.

Balkona çıktığımda Gazi Stadyumu’nda, Ayancık Belediye spor’un idmanının olduğunu gördüm. Evdekilerden izin isteyerek stadyuma koşar adımlar ile giderek Ayancık’ta futbol heyecanının halen eskimediğine şahit oldum. Çocukluk arkadaşım olan, bugün Ayancık Lisesi’nde Beden Eğitimi görevini sürdüren Çetin Özcan arkadaşımın çalıştırdığı futbol kulübü Ayancık Belediye spor ile geç saat olmamasına karşın tüm tecrübe ve bilgi birikimi ile birlikte sporcuları ile yaptığı söyleyişi gözlemledim. Aynı heyecanla birlikte ciddi; bir o kadar da arkadaş gibi davranarak sporcularına idman yaptırıyordu. Beni görünce “Hoş geldin arkadaşım” diyerek idmana devam etti. Çetin hocanın iş ciddiyeti her zaman olduğu gibi alkışa değerdi. Bravo arkadaşım…

İdman bitişinde antrenman malzemelerini büyük bir özveri ile soyunma odasına götürmesi de ne kadar hayata dair rafine olduğu ve bu yapmış olduğu işi ne kadar önemsediğini gösteriyordu. Sporcuların yardım etme eğilimlerine karşı çıkarak “Sizler bugün çok yoruldunuz ve hemen evlerinize giderek istirahat ediniz” demesi de ayrı bir lezzet kattı.

Şimdi nereden çıktı bu yazı diyebilirsiniz? İlerleyen satırlarımda neden ve niçinleri daha net anlatacağım. Ait olmak ve aidiyet duygusunu içinde yaşamak ile ilgili çok gözlemlediğim olayları anlatmaya çalışacağım.

Neyse... Bayramın birinci gününde, sabah ağabeyim Aslan Yıldız ve oğlu Barbaros Yıldız ile Merkez Camisi’nde bayram namazı kılarak eş, dost ile bayramlaştıktan sonra tekrar evimize geri döndük. Arife günü yengemin evinde yapılan nokul ve börekleri bir güzel kahvaltı ile birlikte midemize indirdik. Arife günü mutfakta yaşanan güzellikler çok hoş ve bir o kadar emeğin karşılığıydı.

Kızım ve sevgili eşim ilk defa arife gününde yapılan nokul ve böreklere şahitlik ediyorlardı. Meral yengem tüm titizliği ile birlikte hamur ve içine koyacağı malzemeleri hazırlarken, Kızım Zeynep’in de ona yamaklık etmesi, ayrı bir keyif, ayrı bir heyecandı. İlk defa sobaya atılacak odun görevi Aslan ağabeyim tarafından kızıma veriliyordu. Elinin yanma pahasına da olsa her sobada biten odunu takip etmesi ve o sorumluluğuna yüklenmesi hem benim adıma hem de annesi adına çok olumlu gelişmelerdi. Ait olduğu yere ve bulunduğu ortama ayak uydurmasını bir şekilde biz aile ebeveynleri olarak alkışlıyorduk.

Ağaç yaşken eğilirmiş deyimi geçerliliğini koruyordu…

Ögle vaktine doğru köyümüzde görevimizi yerine getirmek için yola çıktık. Kurbanımzı keserek gerekli olan görev yerine getirildi. Ağaçlı köyünün din görevlisi eniştemin olması, benim ve kurbanı kesenler adına şanstı.

Sonra kurban kesmeyen aileden olan kişilere, eş dost ve fakir olarak gördüğümüz kişilere et taksimatından sonra Cumhuriyet Meydanı’nda tertip edilen bayramlaşmaya katıldık ağabeyimle birlikte...

Ayancık idare amirleri yerlerini almışlar, soğuk havaya rağmen halk ile bütünleşmek adına güzel bir organizasyona imza atmışlardı. Kavurma ve pilavın yanında ayranın da ikram edildiği bayram kutlamasından sonra, büyüklerimizle bayramlaşmak için evleri ziyaret etmeye başladık.

Ayancık’ta bayram, başta da belirttiğim gibi heyecanımız ve ait olduğumuz yerdeki insanların iliğimize kadar saran sıcaklığını hissederek devam etti.

O gece İstanbul’dan aile dostum olan Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Yalçın Doğan ve sevgili eşi Deniz Hanım, cici kızı Asmin ile birlikte Sinop Vira Otelindeydi… Onları yalnız bırakmamak adına Sinop’ a gittik.

O gün Yalçın ağabeyim, Sinop hapishanesini gezmiş ve bir gün sonra gazetesi Hürriyet’te kendine ait yorumları yazmıştı. Birlikte sohbet ettikten sonra biz tekrar Ayancık’a gelerek bayramın ikinci gününü köye giderek 95 yaşındaki babaannemi ve mezarları ziyaret ederek bitirmiş olduk.

Üçüncü günü Yalçın ağabeyimle sözleşmemiz üzere ben sabah erkenden kalkarak, önce Akliman Hamsilos, sonra 46.parelinin geçtiği Türkiye’nin en kuzeyi olan İnce Burun’a gittik. Yalçın ağabeyimin söyledikleri ve yorumları 11.11.2011 günü Gazetesi Hürriyet’te yayınlandı.

Bu yerleri ziyaret ettikten sonra benim için çok heyecan ve gurur verici Çalmaç ailesinin doğup büyüdüğü yer olan Ağaçlı köyü, Harzana mahallesine gelerek, dedemden kalan evin önünde sohbet ettik. Kendi ifadesiyle “Ben burada yaşasam ne kitaplar, ne makaleler yazardım. Buraları bırakıp gitmek nasıl bir duygudur onu bilemediğim için sana soruyorum Adil?..” dediğinde cevap çok netti: Göç ve istihdam.

Oysa dedemin evi tarihi boyunca çok kişilere ev sahipliği yapmıştı. Bakanlar, Valiler, Milletvekilleri, eş dost, fakiri, zengini her kesimden yüzlerce insanı ağırlamıştı. Yorgun, bir o kadar içinde ne anılar barındıran evimiz. Evet… Bu seferki misafiri de Yalçın Doğan’dı. Ancak ne dedemin gürül gürül çıkan sesi, ne de sobada yanan gürül gürül odunun dumanı… İçim kıpır kıpır olmasına rağmen yüzümde bir burukluk vardı. Tüm köylerde olduğu gibi bizim evimiz de tarihi ile baş başa kalmıştı. Bunun üzerine Sinop ile ilgili sorunların bizim ev gibi terk edildiğini, son seçimlerde fazla göç vermesinden dolayı genel seçimlerde 2 milletvekili çıkarmamız da bu yüzdendi. Termik santraller kuruluyor ve bu bölgeyi elektrik merkezi haline getirmeye çalışıyorlar. Sağdan say iki… Soldan say iki. Vur abalıya…

Ancak bu sefer böyle olmamamsı için çok çalışmak ve kamuoyunu iyi yönlendirmek lazım.

Köyümüzden ayrılarak şirin kasabamıza geldik. Girişteki fabrikayı görünce buranın hikayesini anlattım. Sebep olanları, özelleştirme nedenlerini ve bunun gibi şeyleri… Bu güzel hikayeyi sevgili Yalçın Doğan daha sonra kaleme alacağını söyledi ve “Yazık olmuş” diyerek sahile indik.

Sahilde bulunan Erol ustanın lokantasına geldiğimizde saat 5’e geliyordu. Erol yeğenimin yaptığı şahane hamsi ızgara ve salata eşliğinde Yalçın Doğan, Ayancık ile ilgili sıkıntıları ve yapılması gerekenleri sohbet ederek çözüm bulunması konusunda devamlı notlar aldı.

Bu sırada benim kadim dostum Nezih Sakaoğlu da beni bulmuş, bu sohbette tarçın köpeği ile birlikte tanık oluyordu.

Tam o sırada Ayancıkspor’u çalıştıran gençlik ve liseden, takım arkadaşım Cumhur Öztürk’ün sohbete katılması ile birlikte ortam daha da keyifli bir hal aldı ve zaman su gibi akıp geçti.

Sabah Sinop’tan aldığım misafirlerim, o kadar ısrarlarıma rağmen küçük kızı Asmin olmasından dolayı Sinop’a geri döneceğini söyledi. Cumhur arkadaşımın “Size büyük bir keyifle Sinop’a kadar eşlik edebilirim ve sizi ben bırakabilr miyim?” demesi ile birlikte benimde o akşam daha önceden program yapılan bir davette gitmem gerektiği için ben de Yalçın ağabeyimin rızasını alarak Cumhur Öztürk ile gitmesine rıza gösterdim.

O akşam lise arkadaşlarım ile daha önceden program yapmış ve ailelerimiz ile birlikte Apart otelin lokantasında bir araya gelecektik. O gece ile ilgili tespitlerimi alttaki satırlarımla yazacağım.

Cumhur Öztürk arkadaşım kaldıkları otele kadar, misafirlerimi bırakmış, o yetmemiş sabah erkenden kalkarak katlama, mantı (kulak aşı) ve Sinop’un simgesi olan bir kotra yaptırarak benim misafirim olan Yalçın ailesine hediye olarak vermiş.

İşte bu kadar detay ve uzun yazdığımın nedenini şimdi anlatmaya çalışacağım.

Bir de apart otelin lokantasında geçen sene de bir araya geldiğimiz ve çok eğlendiğimiz bu yemeği bu sene de tekrarı olarak, İzmir’de yaşayan lise arkadaşım Ayancık Gençlik’te uzun yıllar futbol oynamış “Solak Çetin” lakaplı, Çetin Kurtuluş, sevgili eşi ve İzmir’den yanında getirdiği misafirleri, sol bek olarak yıllarca oynamış, Enver Çetinkaya ve değerli eşi, her toplantımızda mutlaka olan Nezih Sakaoğlu, Çetin Özcan ve sevgili eşi Ayfer hanım. tatlı kızı Niran, hepimizin kalecisi Seyfi Özer (Okey) ve arkadaşımız olan Sebahat hanım…

Ben ve sevgili eşim Didem ve biricik kızım Zeynep…. Gecemize sesi ve sazı ile bizlere mutlu ve neşeli dakikalar yaşamıza neden olan Enver Üstün (HARBİ) ve eğlenmemiz sırasında liseden ve orta örgenimimizden, öğretmenliğimizi yapan iki emektar Sayın Özdemir Çelik ve Sayın Saim Yılmaz da gecemize gelerek şeref verdiler.

Sohbet sırasında Özdemir Çelik öğretmenimin yanına oturduğumda, çok güzel bir gece olduğunu ancak fazla kalamayacağını belirtti. Oysa ortam çok sıcak, bir o kadar da makara vardı. Şimdi dikkat!!! “Adil babam ve annem rahatsızlar. Mutlaka onların yanına gitmek zorundayım. Bu benim için her şeyden önemli” dedi Babasının ve annesinin hastalığı nedeniyle gerekli desteği vermesi gerektiğini “Mutlaka evde olmam gerekir” diyerek anlatması; şimdiki kuşaklara bir tokat niteliğindeydi. Hepimizin ve özellikle gençlerin örnek alması gereken bu davranış benim için geceye vurulan en büyük damgaydı.

Yukarıda belirtirim gibi… Memleket sevdası, bayrak sevdası, doğduğun yer sevdası, köyüm, kasabam… Evet bunlar gereken ait olma duygusu… Ancak, manevi olarak baba ve anne duası ile birlikte evlatlık dersi verdin sayın hocam. Hiçbir bahaneye yer vermeden içten ve samimi şekilde sohbetin en güzel yerinde izin isteyerek ayrılman, alkışa değer bir davranışın olarak gecede yerini aldı.

Evet biz her şeyin alt yapısının aile olgusu olduğunu, misafirperverliği, yaptığımız işin kendi işimiz ile birlikte tutma örneklerini yazımda anlatmaya çalıştım. Onun için isimler konusunda örnekler verdim.

Ayancık sevdalıları olarak bizim en güzel tarafımız iyi niyetli kişiler olmamız… Eğer bu özeliklerimizi yitirirsek iflas etmiş oluruz. Bizi biz yapan. Ayancıklı olmamız ile övündüren bu nitelikleri hiçbir zaman yitirmeyelim ve yetiştirdiğimiz çocuklarımıza ve çevremizdeki gençlere de hep örnek olalım. Bizim örneklerimiz çoktu… En azından biz şanslıyız. Gelecek nesillerin de şimdi rol modeli biz olalım.

Joomla Templates and Joomla Extensions by ZooTemplate.Com
 


Yazarımız Adil YILDIZ .Yazı Yazmaya Başladığı Tarih: Cuma, 30 Nisan 2010.



Yorumlar 

 
+1 #1 Sebahattin Akgül 16-11-2011 13:13
" ....bizim en güzel tarafımız iyi niyetli kişiler olmamız… Eğer bu özeliklerimizi yitirirsek iflas etmiş oluruz. Bizi biz yapan. Ayancıklı olmamız ile övündüren bu nitelikleri hiçbir zaman yitirmeyelim ve yetiştirdiğimiz çocuklarımıza ve çevremizdeki gençlere de hep örnek olalım. Bizim örneklerimiz çoktu… En azından biz şanslıyız. Gelecek nesillerin de şimdi rol modeli biz olalım."
Bu cümleleriniz altı kalın çizgilerle çizilmesi gereken cümleler.Böyle samimi ve bir okadar mesaj dolu yazınızdan dolayı tebrik ederim.
 
Ayancık Ağaçlı Köyü