ANA MENÜ
DİĞER MENÜLER
Yazarlarımız
22 Oca 2012 |
|
|
Yazının başlığına bakıp ta, sanat müziğinden falan bahsedeceğim sanılmasın. Bu günlerde okuduğum bir kitapta, geçmiş kırk yıl içerisinde bizim kuşağın çocukluk ve gençlik yıllarında unutulmayan ve hatıralarda kalan anılarından bahsetmesi kitabın önsözünde sizinde o dönemlere ait benim aklıma gelmeyen bir sürü konu başlığı vardır cümlesinden hareketle, hem yazarın kitapta yazdıklarının, hem de benim çocukluk ve gençlik yıllarımın bende yaptığı çağrışımlardan bahsetmek istedim. Biz o dönemi çocukluk ve gençlik yılları olarak yaşayanlar, artık orta yaş denilen o hüzünlü çağa vardık. Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımızda diye başlayan cümlelerle konuştuğumuz hatıralarımıza ve nasihatlarımıza pekte sıcak bakmayan bu dönemin gençlerine o dönemin, solmaya yüz tutan renklerin bir araya getirdiği güzel bir özlem tablosu sunmak istedim. Mesela yazar Ahşap radyolardan bahsedince benim aklıma bizim evde kendisine özel bir dolap yapılan dışı ahşap önünde frekansların yazıldığı cam bir şerit bulunan lambalı, bir büyük yassı, birde büyük silindirik pili olan, arkası açıldığında yanan kocaman lambalarını seyrettiğimiz ve sadece ajans ve yurttan sesler dinlenen, manuel kumandanında sadece babamda olduğu o kocaman radyomuz geldi. Şehirlerarası telefon bağlatmadan bahsedilince, Rahmetli Muhammet amcamın kahvehanesinden telefonu santrale bildirir bize geri dönmelerini beklerdik. Aradan saatler geçer geri aranır ve memur sorardı, ‘’Normal mi, acele mi yıldırım mı? ’’ Yıldırımı bile seçseniz hem fazla fiyat öder hem de yine en az bir saat beklerdiniz. Telefonunuz bağlandığında araya birileri girmezse şanlısınızdır. Bu sırada şu konuşmada çok duyulurdu ‘’Alo Karabük çık aradan!...’’ Yeni nesil ‘’çivit’’ diye bir şey hatırlar mı bilmem. Bakkallarda satılan küçük bir pakette, mavi bir tozdu. Suya katılınca su hemen lacivert olurdu. Çivit analarımız tarafından çamaşır beyazlatmada kullanılırdı. Suyu bile laciverte boyayan bu şeyle çamaşırlar nasıl beyazlar merak eder dururduk. Gerçi daha önceki yokluk yıllarımızda odun külüyle çamaşırların kaynatıldığında da aynı merakı yaşardık. Ben eski bakkalları özlüyorum bazen. Köyde babamın, Ayancık ta ağabeyimin bakkal dükkânındaki o koku zenginliği hala hafiften burnumu sızlatır. Açıktaki teneke peynirin ve zeytinin, kırmızı camlı kutularda satılan bisküvilerin ve gofretlerin, ekmeklerin ve deterjanların ve daha birçok ürünün birbirine karışmış o kokusunu bu günkü marketlerde hiç hissetmiyorum. Kırmızı beyaz renkli halkalı şeker, kâğıda sarılı küp şeklindeki sütlü şeker, büyük kutularda kiloyla satılan kaymaklı bisküvilerin tadı da cabası…Bizler kremalı bisküvilerin ortasını açar önce kremasını yalar sonra dışını yerdik. Arka ardiyelerde büyük bidonlarda satılan gaz yağı litrelik şişelerde satılıp evde ‘’Vezüv’’ veya ‘’Auer’ ’marka sobalarda yakılıp ısınılırdı. O bakkallarda neler vardı neler; Çamlıca gazozu,çokamel,tipitip sakız, tüpte şokella,arkası resimli yuvarlak cep aynası, Birinci ve Bafra sigarası,fruko,misket,Alasga frigo dondurma, macun şekeri, emzik şekeri, çikolatalı gofret dido, leblebi tozu, orolet…vs. En önemlisine duvarda çerçeveli tablo ’’Peşin satan, veresiye satan’’ O dönemin Anadol ve Hacı Murat arabaların yanında 302 Mercedes marka otobüsleri vardı. Hala varlığına devam eden 302 ler fabrikaların servis hizmetlerinde kullanılıyor günümüzde. Bu 302 lerde teker üstü seyahat inanılmaz eziyetti. İnsanlar biletlerini alırken teker üstü olmasın derlerdi. Tesadüfen düştüysen yandın. Ayağını uzatamazsın, araba kasislere girdiğinde hoplayıp zıplar sıkıntılı bir yolculuk yaparsın. Burunlu Magirus otobüslerde motor üstü en konforlu yerlerden birisiydi. Bu arada bir hatıramı anlatmak isterim.1968-1970 li yıllarda Ayancık ta ortaokulu bitirenler lise için başka illere giderlerdi. Bende rahmetli Cemil ağabeyimin isteğiyle İstanbul Pertevniyal Lisesine kaydımı yaptırmak üzere köyden Ayancık’a geldim. O zamanlar Ayancık’ta iki otobüs firması var. Sarıoğlu ve Jetler. Meydandaki Sarıoğlu yazıhanesine gittim Necati abiden bir İstanbul bileti istedim. Aldım bileti baktım koltuk no yerinde orta yazıyor. Çocukluk işte otobüsün hareketine az bir zaman kala bindim orta sıralardan birine oturdum.Gelen benim yerim dedi. Kaltım başka bir koltuğa, bir başkası geldi orası benim yerim dedi ,ben yine başka bir koltuğa. Derken rahmetli deli Metin; oğlum bakayım senin biletine dedi baktı ve başladı gülmeye. Evlat gel dedi sen benim yanıma motorun üstüne koy valizini,onuda ilerleyen saatlerde yastık yapıp uyursun. Ve benim ilk seyahatim motor üstünde on altı saat sürüp İstanbul Küçük pazar Ayancıklılar kahvesinde son buldu. İlk ve orta okul yıllarımız da ’’ Kalbin kadar temiz bu beyaz sayfayı bana ayırdığın için teşekkürler’’diye başladığımız hatıra defterlerini hatırlayan varmı.? Biraz parası olanların kilitlisini kullandığı bu defterler saf ve temiz duyguların açığa vurulduğu hüzünlü defterlerdi. Telefonun yok denecek kadar az olduğu o yıllarda mektuplaşmalar ve bayram ve yılbaşlarında eşe dosta yazılan kartpostallar vardı. Bunların nasıl yazılacağına dair ilkokul hayat bilgisi derslerinde uygulamalar yapılırdı. Ortaokulda yabancı mektup arkadaşı bulmak ve öğrendiğiniz yabancı dilde mektuplaşmak moda idi. Benimde yabancı mektup arkadaşım Fransız Carolindi.Fransızca hocamız aynı zamanda müdürümüz Kerim Gençcan bize bu konularda yardımını esirgemezdi.’’Issız bir adaya düşsen yanına alacağın üç şey nedir.’’sorulu cicili biçili anket defterlerimizi de unutmadım bu arada. Derken televizyonlar girdi hayatımıza. Siyah beyaz televizyonlar özenle süslenir, renkli görünsün diye önüne yeşil renkli camlar konurdu. Topluca tv izlemeye komşulara gidilirdi. Regülatörle çalışanlar fazla kızmasın diye kaçak dizisinde komiser kolombonun tam kaçağı yakalayacağı zaman evin büyükleri tarafından soğusun diye kapatılırdı. Ve televizyonlarla birlikte reklamlarla tanıştık. ’’Bu gün 21 Aralık Pazartesi, Demirbank hayırlı işler diler’’ ‘’Bir bilmecem var çocuklar….Haydi sor sor’’ ‘’Yak şu kaloriferi kapıcı donuyoruz’’ ‘’Ahmet beyin televizyonu Şaab Lorenz’’ ‘’Mintaksla canım mintaksla, Mintaksla canım mintaksla’’ ‘’Çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin, millî piyan-goooo!’’ Bu yazıyı okurken geçmişi özleyeceklere bu günün tadını çıkaralım derim. Bundan sonraki yaşantınızda ve yeni yılda yazımı okuyan herkese bol şanslar, sağlık ve huzur içinde aileleriyle birlikte mutluluk ve esenlikler dilerim. Sevgiyle kalınız. |











Yorumlar
BEN OZAMAN KUCUKTUM ESKILERI HATIRLAMAK COK GUZEL