Konya denince Mevlana, Mevlana denince KONYA akla gelir. İkisi birbiriyle kaynaşmış gibidir. Bu seneki Mevlana’yı anma törenlerini izlemeyi Allah nasip etti. Üç haftadır buradayım. Bu arada Forum’a ve Köy Kahvesi’ne yazdım ama gönderirken yazılar silindi. Bir türlü Bilgisayarı öğrenemedim.
Köşeme direk gönderemiyorum. Sayın Yönetmenimiz yeğenim Cemal Yıldız tarif etmişti, amma, Köy Kahvesi’nin o tarifi yazan kısmı silinmiş. Yazarlar bölümünün alt kısmında “yeni” diye bir bölüm var, oraya tıklayınca sayfa açılıyor, yazıyorum, fakat gönderemiyorum. Yeniden yardımcı olur, anlatırsa çok sevineceğim.
Konya’ya Fakülte’de öğrenci iken ilk defa 1957 yılında Okul gezisi dolayısıyla gelmiştim. Konya ve çevresindeki Selçuklu eserleri ile o zaman tanıştım. Esasen Konya başlı başına bir açık müzedir. Romalılar’dan kalma ilk şehir 324 yıllarında kurulmuş. SİLLE şehir kalıntıları, Hrıstiyan Dini’nin gizli yayıldığı sıralarda tepeye oyulmuş inler, burada bulunmaktadır. Evliya Çelebi boşuna “GEZ DÜNYA’YI GÖR KONYA’YI” dememiştir.
Daha sonra, birkaç kez ziyarete geldim. O zamanki kadar bilimsel bir gezi yapamadım. Elli sene sonra bu gelişimde çok büyümüş, her tarafı çok katlı büyük beton yığını binalar kaplamış. O güzelim, tarih kokan eserler görünmez olmuş. Mesire yeri ve oksijen deposu olan Meram yok olmuş, Beton binalarla dolmuş. Yine de binaların çoğu iki katlı, bahçeli villa şeklinde olması sevinilecek durum. Alaaddin Tepesi şehrin ortasında bir kale görünümünde idi. Bu sefer, bir eğlence parkı yerine dönmüş ve heybetli görünümü yüksek binalar yüzünden kaybolmuş. İnce Minare ile Karatay Medresesi’ni görmekte güçlük çektim.
Alaaddin Camii’nden kuşbakışı Mevlana Türbesi ve camii görülürdü. Şimdi göremedim. Yalnız şimdi Mevlana Kültür Merkezi yapılmış. Bu eser gerçekten çok güzel ve yerinde bir eser olmuş. Şehitlik gezilecek ve görülecek bir yer olmuş. Yapanlar ve yaptıranlardan Allah razı olsun. Koyunluoğlu müzesine gidemedim ve göremedim. Orası gerçekten başlı başına bir tarih. Özel müzeciliğe en güzel örnek. Görülmeğe değer. Devlete bağışlayan kurucusuna “Allah Rahmet etsin” demek ve bir Fatiha okumak bizlere düşen bir kadirşinaslık görevidir. Tarih kokan ve bizi biz yapan bu kıymetli eserler Anadolu ve İstanbul’da sayılamayacak kadar çoktur. Bunların pek çoğu da Avrupalı ve medeni bildiğimiz seyyahlar tarafından kazınarak ve sökülerek kaçırılmıştır. Avrupa müzelerinde ve evlerinde en az bizdeki kadar eserler vardır. Hatta bazıları açık artırma ile zaman zaman astronomik rakamlarla satılmaktadırlar. Ve biz onları nemden, bozulmaktan ve çalınmaktan bile koruyamıyoruz. Onlar bizim nesillerimize bırakacağımız kültür miraslarımızdır. Amerikalı bir Prof.ümüz biz okulda iken “Sizdeki bu kıymetli ve tek nüshası bulunan yazma eserlerle, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, kaleler, evler ve saraylar yansa dünya çok şey kaybeder, Amerika’daki devlet kitaplığı yansa hiçbir kayıp olmaz, çünkü onların pek çok kopyaları vardır” demişti. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Konya’da geniş, gidiş-gelişli çift yollar, alt-üst geçitler, modern bir otogar inşa edilmiş, raylı sisteme geçilmiş. Eski Adliye’nin önüne geniş bir meydan açılmaktadır. Bu yapılanlarla modern bir Avrupa şehri görünümü almaktadır. Çalışkan bir Belediye Reisi vardır. Gönül isterdi ki Alaaddin Tepesi ve çevresi, İnce Minare gibi önemli tarihi kültür miraslarının etrafı açılarak daha ferah bir alanda olsalar.
15 Aralık’ta gündüz Sema gösterisine katıldık. “735’inci Vuslat Etkinlikleri” çerçevesinde, Aralık ayının 1’i ile 17’si arasında her gün, gündüz ve gece sema gösterileri yapıldı. Gündüz 10 Ytl. Gece 50 Ytl. ücret alınıyordu. Bu ücretin alınması masrafların karşılanması için gerekli. Program; açılış ve sunuş konuşmalarından sonra Devlet Sanatçısı Ahmet Özhan’ın Konseri ile başladı. Bu bir Tasavvuf Müziği gösterisiydi. Derviş Yunus Emre’nin Türkçe deyişleri vardı. Yunus Emre için Mevlana “Nereye gittiysem bu Türkmen’in çarıklarını tersyüz edilmiş, gördüm” demiştir. Zira Yunus Emre Anadolu’nun her tarafını gezmiştir. Deyişleri Öztürkçe olup herkes tarafından anlaşılır. Halk ozanıdır. Hacıbayram Veli, Hacıbektaş’ı Veli ve Mevlana ile aynı asırda yaşamışlardır ( 13.yy.). Bu Konserden sonra Sema gösterileri başladı. Semazenler birer birer ortaya geldiler. Sema şeyhi önce Post’a geldi. Yardımcısı gelerek selamlaştılar. Uzun bir seremoniden sonra çocuk ve yaşlı usta semazenler müziğin eşliğinde ritm halinde dönmeye başladılar. Sağ kolları omuzdan yukarı sağ el havaya bakar şekilde açık, sol kol omuzdan aşağı, sol el yere bakar şekilde, yine açık büyük bir huşu içinde dönüyorlardı. Bunun anlamı gökten alıp yere vermekmiş. Biz çocukken harman meydanında, gayri ihtiyari dönerdik Sonra başımız döner, havada uçuyormuş gibi olur, yere düşerdik. Onlar başlarını da sağ tarafa eğik tuttukları ve gözlerini de yumdukları için Vecd halinde durmadan dönüyorlar. Vuslat haline erişiyorlar. Yardımcı Semazen de aralarında dolaşıyor. Sanırım çarpışmalarını önlüyor. Bu ayin üç defa tekrarlanıyor. Yine büyük bir huşu içinde selamlaşarak tek sıra halinde ve selamlaşarak sema alanını terk ediyorlar. Büyük bir sessizlik ve sadece müzik eşliğinde ayin bitiyor. Biz seyirciler de onlarla beraber aynı huşu içinde töreni izliyor ve aynı şekilde düşünce âleminde, sessizce, oldukça etkilenmiş olarak salondan çıkıyoruz. Semanın amacı vecd halinde gökler âlemine uçmak böylece Allaha ulaşmak oluyor.
Mevlana; bu suretle insanların barış içinde ve büyük bir aşkla birbirlerine bağlanmalarını, Allaha inanarak yaşamalarını sağlamak istemiştir. Yaptığı, İslamiyet’te büyük bir inkılaptır. İslamiyet’e musikiyi getirmiştir. Görsel ayini getirmiştir. İnsanlığa; “kim olursan ol” diyerek bütün ırkları birleştirmiştir. Evrensel ve pozitif düşünceyi hakim kılmıştır. Bu yüzden büyük bir düşünür ve feylosoftur. Bu gün insanlık onun eserleri ile irşad olmaktadır. Bütün Dünyada tanınmakta ve sevilmektedir. 736’ncı veya sonraki Vuslat Etkinliklerinden en az birine katılmanız dileklerimle Hoşça kalın …